Her giden sevgilimin arkasından yeni bir yeteneğimi keşfetmeye başladım. Aslında düşününce çok da yeni değil. İş hayatına girip, kendimi parçalarcasına işime adamamın da, en çok sevdiğimin düğün haberini aldığım döneme denk gelmesi tesadüf değildi sanırım. Ama kendini işe adamak kurtarmıyor bir süre ya da bir yaştan sonra. Bu sene yılbaşından 2 gün sonra, yurt dışına kaçan sevgilimin arkasından çizdiğim resimlerle gözüm açıldı birden. Kendimi yeniden 17 yaşında hissettiren bu adamın hoşçakal bile demeden gitmesi epey canımı acıttı galiba. O dönem ağlamaktan tam farkına varamasam da derin yaralar açmış meğer. Terk edilmek değil de terk edilme şekli daha çok can acıtıyor galiba. Çat diye ortadan kaybolup gitmek nasıl bir ruh halidir. Ya da "hoş çakal bile demeden gitti, bu kadar mı değersizdim gözünde" psikolojisi yenilir yutulur şey değil. Her neyse, giden gitti, gittiği yerde mutludur umarım ama onun gidişiyle benim içimden bir Coco Chanel çıktı ve t-shirt tasarlamaya başladım. Hatta arkadaşlarımdan siparişler gelmeye başladı bile. Bunu bir işe dönüştürür müyüm bilmiyorum ama o dönemi atlatmama iyi geldiği kesin. Şimdi de gecen hafta Sicilya'ya bir "saksının" pesinden giden sevgilimin arkasından içimden bir blogger çıktı işte. "Gitme oradaki kızların bıyığı var" desem de dinletemedim!! Gitsin bakalım... Her giden bir gün geri dönüyor zaten ama o başka bir yazının konusu olacak bu gidişle. Bir sonucu varmak niyetinde değildim ama fark ettim ki aşk yaraları, terk edilmeler alışverişle falan iyileşmiyor. Mesela hiç bilmediğin bir şehri keşfetmeye gitmek de işe yaramıyor değil tabi ama gittiğin yere onu ve anıları da götürüyorsun bir şekilde. Anladım ki saç saç paraları yapmaktansa kendine bir hobi bulup onunla oyalanmak hem kendine güveni geri kazandırıyor hem de ortaya çıkanlar seni mutlu ediyor. Yurt dışına kaçan sevgilimin arkasından çizdiklerimi t-shirtlere bastırmakta ilk zamanlar biraz zorlansam da şimdi rahat rahat giyip geziyorum. Herkesin t-shirtlerime bayılması bir yana, o adamı artık yolda görsem bile tanımam. Yalan tabi başıma kurşun yemiş gibi olur eve gider ağlarım ya da kızlarla içmeye giderim büyük ihtimal ama çaktırmayın...
10 Mayıs 2012 Perşembe
Her giden böyle ilham verse...
Her giden sevgilimin arkasından yeni bir yeteneğimi keşfetmeye başladım. Aslında düşününce çok da yeni değil. İş hayatına girip, kendimi parçalarcasına işime adamamın da, en çok sevdiğimin düğün haberini aldığım döneme denk gelmesi tesadüf değildi sanırım. Ama kendini işe adamak kurtarmıyor bir süre ya da bir yaştan sonra. Bu sene yılbaşından 2 gün sonra, yurt dışına kaçan sevgilimin arkasından çizdiğim resimlerle gözüm açıldı birden. Kendimi yeniden 17 yaşında hissettiren bu adamın hoşçakal bile demeden gitmesi epey canımı acıttı galiba. O dönem ağlamaktan tam farkına varamasam da derin yaralar açmış meğer. Terk edilmek değil de terk edilme şekli daha çok can acıtıyor galiba. Çat diye ortadan kaybolup gitmek nasıl bir ruh halidir. Ya da "hoş çakal bile demeden gitti, bu kadar mı değersizdim gözünde" psikolojisi yenilir yutulur şey değil. Her neyse, giden gitti, gittiği yerde mutludur umarım ama onun gidişiyle benim içimden bir Coco Chanel çıktı ve t-shirt tasarlamaya başladım. Hatta arkadaşlarımdan siparişler gelmeye başladı bile. Bunu bir işe dönüştürür müyüm bilmiyorum ama o dönemi atlatmama iyi geldiği kesin. Şimdi de gecen hafta Sicilya'ya bir "saksının" pesinden giden sevgilimin arkasından içimden bir blogger çıktı işte. "Gitme oradaki kızların bıyığı var" desem de dinletemedim!! Gitsin bakalım... Her giden bir gün geri dönüyor zaten ama o başka bir yazının konusu olacak bu gidişle. Bir sonucu varmak niyetinde değildim ama fark ettim ki aşk yaraları, terk edilmeler alışverişle falan iyileşmiyor. Mesela hiç bilmediğin bir şehri keşfetmeye gitmek de işe yaramıyor değil tabi ama gittiğin yere onu ve anıları da götürüyorsun bir şekilde. Anladım ki saç saç paraları yapmaktansa kendine bir hobi bulup onunla oyalanmak hem kendine güveni geri kazandırıyor hem de ortaya çıkanlar seni mutlu ediyor. Yurt dışına kaçan sevgilimin arkasından çizdiklerimi t-shirtlere bastırmakta ilk zamanlar biraz zorlansam da şimdi rahat rahat giyip geziyorum. Herkesin t-shirtlerime bayılması bir yana, o adamı artık yolda görsem bile tanımam. Yalan tabi başıma kurşun yemiş gibi olur eve gider ağlarım ya da kızlarla içmeye giderim büyük ihtimal ama çaktırmayın...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder