Hani anneannelerimiz dedelerimizin ilk ve son aşkıdır ya, hep çok özenmişimdir. (Benimkinin değildi gerçi ama neyse o başka bir hikaye :)) Bir kadının, bir erkeğin hayatında ilk ve son olması özenilmeyecek gibi değil, ilki geçtim son olmak bile zor oldu bugünlerde.
Mahallede, lisede, hatta üniversitenin ilk yılında görüp aşık oldukları insanlarla ile evlenen arkadaşlarım var. Biz kadınları anlıyorum, zaten pek çoğumuz bağlanmak, yuva kurmak için yaratılmışız ama ilk aşkı ile evlenen erkekleri görünce belki de hala aşk diye bir şey vardır diyorum.
Bu bence dünyanın en romantik şeyi. Düşünsenize hayatında başka bir kadın hiç olmamış bir erkek nasıl olurdu. Olmaması bir yana, kimseyi istememiş olması hayran olunmayacak gibi değil. Onlar en fazla, hanımın akşam yemeğini hazırlamasını beklerken, TV'nin karşısında Victoria's Secret mankenlerine bakıp iç geçirirler.
Eşleri ne kadar kilo alsa da, saçları beyazlasa da onu kimseye değişmezler. Üstüne üstlük bir de onun çocuğunu doğurduysa tamam, tapılacak kadın haline gelirler. Gerçek aşkın tanımı buna yakın bir şey olsa gerek. Böyle adamların azınlıkta, böyle aşkların da hayallerde olduğu bir gerçek.
Biz de burda çırpınıp duralım. Sürekli gözü dışarda olan sevgililerimizi elimizde tutmak için dünyanın en güzel kadını olmak için uğraşalım, kuaförlere gidelim, kolumuzdaki tüyleri aldıralım, iflas edercesine alışveriş yapalım, spor salonlarını arşınlayalım, hatta aç kalalım. Karşılığında bir kuru çiçek, küçük mutluluklar bize çok görülsün, bir de adamın gözü dışarda kalsın. Hiç adil değil!!Onu elimizde tutmak için gösterdğimiz bütün bu çabaların ne kadar boş olduğunu anlamam için 31 yaşıma gelmem gerekti. Ama artık görüyorum ki, gerçek aşk ya da ilahi sevgi denen şey gerçekten var ve gelince gerçekten gözleri kör eder. Ne göbek görünür, ne büyüyen basen, ne dip boyası çıkınca kendini gösteren beyazlar.
Ben o treni kaçıranlardanım ama keşke öyle bir aşkla küçük yaşlarda karşılaşsaydım. Henüz ikimiz de masumiyetimizi kaybetmeden, hayatımıza onca insanı almadan, gereksiz yere kalp kırıklıkları yaşamadan birbirimizi bulmuş olsaydık.
60-70 yaşında hala elini tutunca heyecanlandıran bir aşk, artık böyle filmler bile yapılmıyor. En hayalperest senaristler, yönetmenler bile bıraktı bu işin peşini. Evliliklerin büyük kısmının şirket evliliklerinden farkı yok. Tek eğlenceleri haftasonu yapılan market alışverişleri ya da akraba ziyaretleri. Benim korkulu rüyalarım... Hayat, evlilik, aşk bu hale gelmemeli.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder