25 Mayıs 2012 Cuma

Holly Golightly- Lula Mae sendromu...

Holly Golightly; Tiffany'de Kahvaltı filminin deli dolu, zaman zaman ne yaptığını bilmeyen, bazen kendine bile yabancı, hiçbir yere ait olamayan ama stil sahibi, hayalperest, kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalışan ama bunun için pek de akıl karı yollar denemeyen romantik karakteri. Ve Lula Mae Barnes, Holly'nin geçmişi, çocukluğu, bir evlilik teklifini "daha önce hiç evlenmedim" diye kabul edebilen, kot tulumlu bir kız çocuğu. Holly'i yazarken, Capote bize aslında kendini mi anlattı, yoksa bazı kaynakların dediği gibi Coco Chanel'den mi esinlendi bilmiyorum ama
"bütün hayatını, geçmişini bir çırpıda silip, adını bile değiştirip, kendini baştan yaratarak hayalini kurduğu bir şehre beş parasız gidebilme" fikri bana oldum olası çok heyecan verici gelmiştir.
Belki de bütün hayatım böyle kadınların hayat hikayelerini okuyup onlara özenmekle geçti. Coco Chanel, Patti Smith bunlardan sadece birkaçı. Bir çeşit köyden indim şehre durumu ya da sosyeteye girmiş köylü güzeli hikayesi.
Ne bir köyde yaşadım ne de ne yazıkki sosyeteye girmek istemiş bir köylü kızı oldum ama bunu yapabilmeyi hep istedim. Elinizde birkaç parça eşya ve az bir parayla hayallerini kurduğunuz o büyük şehre ilk ayak bastığınız anı düşünsenize, insanın soluğunu keser, kalbimi durdurur. Korku ile karışık özgürlük duygusu. Şimdi ne yapacağım, geceyi nerede geçireceğim fikri insanın kanını dondurur.  2000li yıllarda bunu yapmak delilik tabi, bundan 40-50 yıl önce 18 yaşında olsam belki de yapardım. Bu devirde de yapanlar vardır mutlaka ama bu tür hikayelerin başarı ile sonuçlanan versiyonlarının yanında, o kızların yüzde sekseninin ya pavyona ya sokaklara düştüğü de bir gerçek.
Ailemin sağladığı güven duygusu, konfor ve rahatlıktan mı bilmiyorum ama böyle maceralara hiç atılmadım, cesaret edemedim. Sırt çantamı alıp Avrupa'yı trenle gezmek hayalleri kurarken, gayet planlı programlı bir uçak yolculuğu yaparak 4 yıldızlı otellerden başka bir yerde kalmayan biri haline geldim. "Hayat sizin seçimlerinizden ibarettir" lafı okadar doğru ki. Bugün bile bazı sabahlar uyanıp, güvenli arabama binip, her sabah kullandığım yolda aynı insanlarla karşılaşıp, aynı trafik ışıklarında durarak işe gitmek yerine, spor ayakkabılarımı çekip, sırt çantamı alıp bir interrail biletiyle buradan çok uzaklara gitme hayalleri kuruyorum. Bir gün yaparmıyım bunu bilmiyorum, 30lardan sonra zor biraz. Büyük hayalleri olan pek çok kişi, düzenli bir iş ve gelir fikrine, bu düzene okadar alışıyor ve kendini kaptırıyor ki, gerçekten olmak istediği kişiden uzaklaşıyor, kendine yabancılaşıyor, ailesinin, çevresinin olmasını istediği kişiye dönüşüyor, kalabalık arasında sıradanlaşıp kaybolup gidiyor. Bende onlardan biriyim sanırım, üniversiteden mezun olduğunda büyük, imkansız hayalleri olan o kızı şimdi yolda görsem tanımam.








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder