Ya da belki şöyle olabilirdi, ormanda karşılaşıp etkilendiği o kızı baloda da gören prens, kaçan kovalanır hikayesine uygun olarak, cam ayakkabıyla tüm ülkeyi gezdikten sonra onu bulur ancak çok geçmeden Sindrella’dan hevesini alıp canı başka kadınları da keşfetmek ister.
Diğer yandan pamuk prensesin prensi ya o gün o ormandan geçiyor olmasaydı ya da presensi öptükten birkaç ay sonra ondan yeterince hoşlanmadığını farketseydi, neler olurdu bu kızların hayatında?
Ve Sindrella, Pamuk Prenses'e derki;- "Artık kalbimin daha fazla kırılmasını istemiyorum, yine ağlamaya başlamak istemiyorum. Aşkı hep en zor yollarsan öğrendik ama artık hayatıma giren adam son adam olsun istiyorum. Tek istediğim beyaz atlı bir şövalye, yumuşak bir dokunuş, birlikte gün batımını izlemek ve sonsuza kadar onun olmak"
Pamuk prenses - "Ayakların yerden kesilsin, seni hiç bırakmasın istiyorsun, o kadar iyi anlıyorum ki. Sonsuz aşk imkansız mı acaba, biz boşuna mı bekliyoruz?".
Sindrella- "Yani bütün ülkeyi elinde ayakkabımla gezdiğini duyduğumda beni gerçekten sevdiğini sanmıştım. Bu kadar kısa bir heves miydi yani. Ne oldu birden bire anlamıyorum, beni sevdiğini söylemişti"
Pamuk Prenses- " Ülkedeki en güzel kız bendim onun için, tek bir öpücükle hayatımı kurtarırken, gidişi, beni terk edişi kalbimi milyonlarca parçaya böldü, yine birini onu sevdiğim gibi sevebilir miyim bilmiyorum. Aramızdaki bağa, büyüye o kadar inanmıştım ki bizi kimse birbirimizden ayıramaz derken....
Peki gerçekten ne oluyor, büyük aşk dediğimiz o ilişkileri bitiren ne? Yoksa gerçekten büyük değiller de öyle mi sanıyoruz. Bütün bu Disney prensesleri, onların büyük aşkları, onlara aşık prensler mi bizi bu hale getirdi? Hepimiz kendimizi Disney prensesi zannederek mi büyüdük, o yüzden mi, kimse kalbimizi kırmaz zannediyoruz ve birilerini güveniyoruz, her "seni seviyorum" diyene inanıyoruz. Bütün o masallarda prensesler karşılarına çıkan ilk prense aşık olup, büyük badireler atlattıktan sonra evlenirler. Ailelerimiz bize ekonomik özgürlüğümüzü kazanıp kendi ayaklarımız üzerinde durmamızı öğretti, doğru, sırf bunun için en iyi okullarda okuyup, her türlü donanımı yükledik kendimize. Ama o prenses psikolojisinden kurtulamadık işte, hala bir gün bir yerden bir beyaz atlı prensin gelip bizi kurtaracağı inancı mı var hala bilinç altımızda?. En zor zamanlarımızda gelip kurtaranlar oluyor evet, ama sonra o prens kalbimizi kırıp gittiğinde ne olacak, ondan bizi kim kurtaracak? Ne kadar çok okul bitirirsek bitirelim, kendimizi dünyada başımıza gelebilecek pek çok zor şarttan korumaya çalışırsak çalışalım, bir tek kalbimizi kırılmaktan kurtaramıyoruz...
Benim hikayemin sonunda ne mi oluyor, Sindrella ve Pamuk Prenses akıllarını başlarına toplayıp, gözlerini pembe ağaçlar ve pamuk şekeri bulutlardan alıp, birer iş bulup, kendilerine prens beklemek dışında yapacak daha faydalı şeyler buluyorlar, hepimizin sonunda yaptığı da bu değil mi zaten... Ha bir de bireysel emeklilik yaptırmışlar geçenlerde duyduğuma göre :)
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder